Oceanos Therapy

Jessica Benjamin'e Göre Aşk: Sevgi Neden Kontrole Dönüşür?

3 Kasım 2026 · 11 dk okuma

Jessica Benjamin'e Göre Aşk: Sevgi Neden Kontrole Dönüşür?

Jessica Benjamin (d. 1946), psikanalizi feminizm ve eleştirel toplum kuramıyla buluşturan Amerikalı bir psikanalisttir. Onu meşgul eden soru aslında pek çoğumuzun tanıdığı bir sorudur: Sevgiyle başlayan ilişkiler neden bu kadar sık birinin yönettiği, diğerinin boyun eğdiği ilişkilere dönüşür? Benjamin'in yanıtı, ilk kez Aşkın Bağları (1988) adlı kitabında ortaya koyduğu ve sonraki otuz yıl boyunca geliştirdiği bir fikre dayanır: Aşk karşılıklı tanınmaya ihtiyaç duyar. Yani iki insanın birbirini, kendi duyguları ve kendi iradesi olan ayrı insanlar olarak görebilmesine. Tanınma çöktüğünde yerini tahakküm ve boyun eğme alır.

Bu makale Aşkın Psikanalizi dizisinin bir parçası. Aşkın Bağları'nın temel fikirlerini ve Benjamin'in sonradan geliştirdiği "üçüncü" kavramını sade bir dille anlatıyor, bunların çift ilişkilerinde ve terapide neye karşılık geldiğine bakıyor ve başlıca eleştirileri ele alıyoruz.

Benjamin'in fikirleri nereden geliyor?

Benjamin psikanalist olmadan önce toplum kuramı üzerine çalıştı. Bir dönem Almanya'da yaşadı ve Max Horkheimer, Theodor Adorno ve Herbert Marcuse'nin temsil ettiği Frankfurt Okulu geleneğiyle yakından ilgilendi. Bu düşünürler, insanların otoriteyi neden kabul ettiğini, hatta neden onu arzuladığını açıklamak için Freud'dan yararlanmışlardı.

Benjamin soruyu değiştirdi. Babanın otoritesinin zayıflamasına yakınmak yerine şunu sordu: Otorite neden bu kadar sık aşkla iç içe geçer? Ve neden yöneten ile boyun eğen roller çoğu zaman cinsiyete göre dağılır?

Benjamin'in çalışmaları, Amerikan psikanalizinde Stephen Mitchell'ın adıyla anılan ilişkisel dönüşümün de parçasıdır. Mitchell'ın Relational Concepts in Psychoanalysis (1988) kitabı, Aşkın Bağları ile aynı yıl çıktı. İlişkisel psikanalize göre zihin ilişkilerin içinde ve ilişkiler aracılığıyla şekillenir. Terapi de bir kişinin diğerini gözlemlediği bir süreç değil, iki öznenin karşılaşmasıdır. "Özne" burada basitçe kendi zihni ve kendi niyetleri olan insan demektir.

Tanınmak ne demek?

Klasik Freudcu kuramda bebek, esas olarak boşalmak isteyen dürtülerden oluşan bir varlıktır. Nesne ilişkileri kuramında ise bebek her şeyden önce iyi bir "nesne", yani güvenip dayanabileceği iyi bir bakım veren arar. Benjamin'e göre ise bebek daha en başından başka bir özneyle de ilişki içindedir: kendi zihni, kendi ruh hâlleri ve kendi niyetleri olan bir bakım verenle.

Benjamin, Daniel Stern ve başka araştırmacıların bebek çalışmalarına dayanarak, bebekle bakım veren arasındaki ilk bakışmalara, oyunlara ve uyumlanma anlarına dikkat çekti. Uyumlanma, karşımızdakinin o anki hâlini sezip ona göre karşılık vermektir. Bu alışverişlerde ikisi de hem karşılık verir hem de diğerinden etkilenir.

Benjamin'in kastettiği tanınma, onaylanmaktan fazlasıdır. Başka biri tarafından görülmek ve onu etkileyebilmek; aynı zamanda onu görmek ve ondan etkilenmek demektir. Yetişkin hayatında bunun farkını hepimiz biliriz: "Haklısın" deyip geçen bir partnerle, söylediğinizi gerçekten içine alan ve bundan etkilenen bir partner aynı şey değildir.

Aşkın kalbindeki paradoks

Benjamin'in kuramının merkezinde bir paradoks vardır. Kendimizi bağımsız bir insan olarak hissedebilmek için başka birinin bizi tanımasına ihtiyaç duyarız. Ama bu tanınma ancak bağımsız kabul ettiğimiz, yani bizi tanımamakta da özgür olan birinden gelirse bir anlam taşır. Kontrol edilen biri ancak yankı yapabilir. Size asla itiraz etmeye cesaret edemeyecek birinin övgüsü pek bir şey ifade etmez.

Demek ki kendimizi ortaya koymakla karşımızdakini tanımak birbirinden ayrılamaz. Tanınma ihtiyacı, sahip olamayacağımız birine muhtaç olmak anlamına gelir.

Benjamin bu paradoksun felsefedeki karşılığını Hegel'in Tinin Fenomenolojisi (1807) kitabında, ünlü efendi-köle diyalektiğinde buldu. Hegel'e göre kendinin bilincinde olan iki varlık birbirinden tanınma ister. Mücadele birinin hükmetmesi, diğerinin boyun eğmesiyle bittiğinde efendi, gördüğü tanınmanın içinin boş olduğunu fark eder. Çünkü bu tanınma, kendisinin bir eşyaya indirgediği birinden gelmektedir. Benjamin bunu, karşılıklı tanınma sürdürülemediğinde ruhsal olarak neler olduğunun bir resmi olarak okudu.

Aynı paradoksun gelişimdeki karşılığını ise Winnicott'un "The use of an object" (Nesnenin kullanımı, 1969) makalesinde buldu. Winnicott'a göre öteki kişi, bebeğin yıkıcılığından misilleme yapmadan ve çökmeden sağ çıktığında, bebeğin her şeye gücü yeten hayal dünyasının bir parçası olmaktan çıkar ve gerçek olur. Benjamin bunu tanınmanın iç yüzü olarak gördü: Hayalde yok edilen öteki gerçekte ayakta kalır ve böylece bizim kontrolümüz dışında olan biri olarak keşfedilir.

Öyleyse aşk, saldırganlığın hiç olmamasını değil, ona dayanabilen ve kendisi olarak kalabilen bir başka insanı gerektirir.

Tanınma çöktüğünde: biri yönetir, diğeri boyun eğer

Bu gerilimi taşımak kolay değildir. Benjamin'e göre gerilim çöktüğünde birbirini tamamlayan iki konuma ayrışır:

Artık iki özne yoktur; bir özne ve bir nesne vardır. Gündelik hayatta bu, partnerlerden birinin bütün kararları verdiği, diğerinin de bunun için sevileceğini umarak hep "Sen nasıl istersen" dediği ilişkidir.

Bu konumların hiçbiri sadece güç ya da zayıflık meselesi değildir. Hükmeden partner kendi bağımlılığını inkâr eder. Ama bunu yaparken ihtiyaç duyduğu tanınmayı da kaybeder, çünkü boyun eğdirilmiş biri artık bu tanınmayı özgürce veremez. Boyun eğen partner ise karşısındakinin gücü üzerinden tanınmayı umar. Kendisinde olmadığını hissettiği güce ve iradeye sahip görünen biri tarafından seçildiği için var olduğunu hisseder. İkisi de paradoksu, bir yanını yok sayarak çözmeye çalışır.

Tahakküm fantezileri

Aşkın Bağları'nın çok tartışılan bölümlerinden "Master and Slave" (Efendi ve Köle), bu çözümlemeyi erotik tahakküm fantezilerine uygular. Bölümün ana örneği, Pauline Réage takma adıyla yayımlanan Fransız romanı O'nun Hikâyesi'dir (1954).

Benjamin bu tür fantezileri ne hastalık olarak damgaladı ne de onayladı. Onu ilgilendiren, bu fantezilerin tanınma isteği hakkında ne söylediğiydi. Boyun eğen figür tam bir teslimiyetle bilinmeyi, görülmeyi arar. Hükmeden figür ise kendi gerçekliğinin kanıtını karşısındakinin boyun eğmesinde arar. Bu tanınmaların hiçbiri tam olamayacağı için ilişki doyuma değil, giderek tırmanmaya doğru gider.

Bu çözümleme cinsellikle sınırlı değildir. Benjamin romanı, sıradan pek çok ilişkide görülen bir örüntüyü göstermek için kullandı: aşkın kontrol etrafında örgütlenmesi. Bu örüntüyü de bağımsızlığı erkeğe, bağımlılığı kadına yakıştıran bir kültüre bağladı.

Toplumsal cinsiyet, baba ve "ideal aşk"

Benjamin'in toplumsal cinsiyet çözümlemesi Nancy Chodorow'un çalışmalarından ve Margaret Mahler'in gelişim kuramından yararlandı, ama onları yeniden yorumladı. Geleneksel psikanalitik anlatılarda anne genellikle bağımlılığı ve yakınlığı, baba ise ayrılmayı, dış dünyayı ve özgürlüğü temsil eder. Oidipal modelde baba, çocuğu annenin çekim alanından kurtaran "özgürleştirici" rolündedir.

Benjamin bu bölünmenin iki cinse de zarar verdiğini savundu. Mahler'in yeniden yakınlaşma evresi dediği dönemde küçük çocuk hem bağımsızlığını hem de bu bağımsızlığın sınırlarını keşfeder. Bu sırada çoğu zaman heyecanı ve eyleme gücünü temsil eden babaya yönelir. Benjamin buna özdeşimsel aşk dedi: olmak istediğimiz şeyi temsil eden birine duyulan sevgi.

Benjamin'in ideal aşk dediği şeyin arka planı budur. İdeal aşkta partner, kişinin kendinde olmadığını hissettiği gücü ve arzuyu taşıyan kişi olarak idealleştirilir. "Onun yanında ben de bir şey oluyorum" duygusu buna yakındır. İdeal aşkta, kişinin kendi arzusunun tanınmasına dair haklı bir özlem vardır. Ama bu arzu yalnızca başka biri üzerinden yaşanabiliyorsa aşk kolayca boyun eğmeye kayar. Benjamin'in buradaki düşüncesi, Kernberg'in aşk ilişkilerindeki idealleştirmeye dair kaygısıyla örtüşür; yalnız Benjamin'in vurgusu kişilik yapısından çok toplum ve gelişim üzerindedir.

Like Subjects, Love Objects (1995) ve Shadow of the Other (1998) gibi sonraki kitaplarında Benjamin, kadınlık ve erkeklik gelişimine dair sabit bir anlatıdan uzaklaştı. Sağlıklı gelişimin, "ya bir ebeveyne benzemek ya da diğerini sevmek" gibi katı bir seçim yerine, aynı anda birden çok özdeşimi taşıyabilen "geniş kapsayıcı" bir kapasite içerdiğini öne sürdü.

Jessica Benjamin'e Göre Aşk: Sevgi Neden Kontrole Dönüşür?

İç dünya ve gerçek öteki

Benjamin'in katkısı çoğu zaman intrapsişik psikanalizden özneler arası psikanalize bir geçiş olarak özetlenir. İntrapsişik, tek bir zihnin içinde olup bitendir; özneler arası ise iki zihnin arasında olup biten. Benjamin bu ikisini birbirinin alternatifi olarak görmedi.

Klein'da öne çıkan intrapsişik bakış, başkalarının iç dünyamızda nasıl hayaller ve fanteziler olarak yaşadığını anlatır. Özneler arası bakış ise onlarla gerçek ve ayrı insanlar olarak nasıl karşılaştığımızı. Aşkta partnerler kısmen bu iç figürlerle, kısmen de birbirlerinin gerçek hâliyle ilişki kurar. Örneğin bir partner küçük bir eleştiriye, sanki sert bir ebeveynden gelmiş gibi tepki verebilir. Asıl iş, hayaldeki figürün gerçek insanın yerini tamamen almasına izin vermemektir.

Üçüncü: suçlama oyunundan çıkmak

Benjamin, çığır açan "Beyond doer and done to: An intersubjective view of thirdness" (2004) makalesinde ve onu genişlettiği Beyond Doer and Done To (2018) kitabında üçüncü kavramını geliştirdi. Üçüncü, üçüncü bir kişi değildir. İki insanın ilişkinin içinde sıkışıp kalmak yerine ona biraz dışarıdan bakabildiği, üzerine birlikte düşünebildiği ortak bir zihinsel alandır.

Bu alan olmadığında ilişki, Benjamin'in tamamlayıcılık dediği duruma düşer: "yapan ve yapılan" düzeni. Burada iki taraf da kendini, diğerinin kendisine bir şey yaptığı taraf olarak yaşar. Çiftlerde her iki partner de kendini mağdur hisseder, kendi davranışını da makul bir tepki olarak görür. Biri aslında "Sen içine kapandığın için bağırıyorum" der; diğeri "Sen bağırdığın için içime kapanıyorum". İlişki, olayların yalnızca bir anlatımının doğru olabileceği bir yarışa döner ve kendi payını kabul etmek yenilgi gibi gelir.

Benjamin üçüncülüğün birkaç biçimini tarif etti:

Benjamin, Emmanuel Ghent'i izleyerek başka bir insana boyun eğmeyi teslim olmaktan da ayırdı. Teslim olmak, kişinin kendi öznelliğinden vazgeçmesini gerektirmeyen, ortak bir sürece kendini bırakabilmektir.

Üçüncü hiçbir zaman kalıcı olarak elde edilmez; "yapan ve yapılan" düzenine geri düşmek kaçınılmazdır. Önemli olan kopuş ve onarım kapasitesidir: İlişkinin bu düzene kaydığını fark etmek, kendi payını kabul etmek ve iki tarafın da özne olarak var olabildiği alanı yeniden kurmak. Benjamin Beyond Doer and Done To'da bu fikri terapi odasının dışına taşıdı ve çatışma içindeki topluluklar arasında verilen zararın kabul edilmesi meselesine uyguladı.

Çiftler için anlamı

Benjamin'e göre sevgi dolu bir ilişkide partnerler ne birbirinin içinde erir ne de güvenli bir mesafede tek başına kalır. Yakınlık ile ayrı olmak arasındaki gerilimi taşıyabilirler. Her biri, diğerinin itiraz etme, hayal kırıklığına uğratma ve başka şeyler isteme özgürlüğüne katlanabilmelidir.

Bu açıdan bakınca, sürekli tekrarlanan pek çok sorun tanınmanın çöktüğü anlar olarak anlaşılabilir. Soru "kim haklı?" değil, çiftin iki bakış açısının da sayıldığı ortak bir yeri yeniden bulup bulamayacağıdır. Benjamin'in karşılıklılığa yaptığı vurgu, aşkı karşımızdakinin ayrı bir insan olmasına saygıyı da içeren etkin bir yeti olarak gören Fromm'un bakışını tamamlar.

Eleştiriler ve tartışmalar

Benjamin'in çalışmaları hem eleştirildi hem de başkalarına ilham verdi:

Benjamin bu eleştirilere, tanınmanın tam olabileceğini hiçbir zaman iddia etmediğini söyleyerek yanıt verdi. Çöküş zaten modelin içinde vardır; vurgu onarım üzerindedir. Pek çok psikanalitik kuramda olduğu gibi, gelişime dair iddialarını bilimsel olarak sınamak da kolay değildir.

Benjamin'in fikirleri terapide neden önemli?

Benjamin'in fikirleri bireysel terapiyi, çift terapisini ve daha geniş ilişkisel geleneği etkiledi. Şu tür örüntüleri anlamlandırmaya yardım ederler:

Terapist de bu sürecin dışında değildir. Terapist ve danışan da aynı "yapan ve yapılan" düzenine düşebilir; bu tür sahnelenmeler bir teknik hata olarak değil, anlamak için bir fırsat olarak ele alınır. Terapist bir çıkmazda kendi payını savunmaya geçmeden kabul edebildiğinde düğüm çözülmeye başlayabilir. Terapi ilişkisinin kendisinin değişimi taşıyan bir araç olarak görülmesinin bir nedeni de budur. Winnicott'ta olduğu gibi, terapistin öfke karşısında misilleme yapmadan ya da geri çekilmeden orada kalabilmesi, danışanın karşısındakini gerçek ve ayrı bir insan olarak keşfetmesine yardım eder.

Çift çalışmasında ise odak suçlamadan örüntüye kayar. Amaç, her iki partnerin de içine sıkıştıkları "yapan ve yapılan" düzenini ve bu düzendeki kendi paylarını görebilmesidir.

Sonuç

Jessica Benjamin, aşk ile tahakkümün birbirinin zıttı olmadığını gösterdi. İkisi de aynı ihtiyaçtan doğar: özgür bir başkası tarafından tanınma ihtiyacından. Üçüncü kavramı buna çok pratik bir şey ekler: Aşkı ayakta tutan, çatışmanın hiç olmaması değil; suçlama oyunundan çıkabilmek, kendi payını kabul edebilmek ve kırılanı onarabilmektir. Bir ilişkide kontrol, sürekli uyum sağlama ya da karşılıklı suçlama örüntüleri belirleyici hâle geldiyse, bireysel ya da çift olarak psikodinamik psikoterapi bunları anlamaya yardım edebilir. Türkçe ve İngilizce çevrim içi seanslar için buradan randevu alabilirsiniz.

Kaynakça

Başlamaya hazır mısınız? Online terapi sürecinize bugün başlayabilirsiniz.

İlk seansınızı planlayın