
Otto F. Kernberg, yirminci yüzyılın son çeyreğinin en etkili psikanalistlerinden biridir. Adı çoğunlukla sınır (borderline) ve narsisistik kişilik bozukluklarıyla birlikte anılır. Daha az bilinen yanı, yetişkinlerin romantik ve cinsel aşkını psikanalizde en ayrıntılı biçimde ele alan isimlerden biri olmasıdır. Aşk İlişkileri: Normallik ve Patoloji (1995) adlı kitabında şu sorulara yanıt arar: Olgun bir aşk ilişkisi neleri gerektirir? Bazı insanlar neden âşık olamaz ya da aşkı bir türlü sürdüremez? Bir çift, iki kişinin toplamından öte, kendi başına nasıl bir psikolojik birim olarak işler?
Bu makale Aşkın Psikanalizi dizisinin bir parçası. Kernberg'in kişilik modelini, olgun aşka bakışını, aşkın nerelerde tökezlediğini ve onun çalışmalarından doğan terapi yöntemini sade bir dille anlatıyoruz. Kernberg'in düşüncesi, dizide ayrıca ele aldığımız Freud ve Klein üzerine kuruludur.
Kernberg kimdir? İki geleneği buluşturan bir isim
Kernberg 1928'de Viyana'da doğdu, Şili'de büyüdü ve psikiyatri ile psikanaliz eğitimini orada aldı. Amerika'ya geçtikten sonra önce Menninger Kliniği'nde, sonra New York'ta çalıştı. New York'ta Weill Cornell Tıp Fakültesi'ndeki Kişilik Bozuklukları Enstitüsü'nü yönetti. 1997–2001 yılları arasında Uluslararası Psikanaliz Derneği'nin başkanıydı.
Kernberg'in önemi büyük ölçüde iki farklı okulu bir araya getirmesinden gelir. Savaş sonrası Amerika'da ego psikolojisi hâkimdi; bu yaklaşım zihnin dünyaya nasıl uyum sağladığını ve kendini nasıl koruduğunu inceliyordu. İngiltere'de ise Klein ve nesne ilişkileri kuramcıları bambaşka bir dil kullanıyordu: içsel nesneler, bölme, yansıtma. Kernberg bu iki dili birleştirdi. Bunu yaparken Edith Jacobson'ın kendilik ve öteki imgeleri üzerine çalışmalarından, Margaret Mahler'in çocuk gelişimi araştırmalarından, Klein'dan ve Fairbairn'den yararlandı. Vardığı sentezi Nesne İlişkileri Kuramı ve Klinik Psikanaliz (1976) adlı kitabında anlattı.
Yaklaşımının özü basittir: Zihnimiz, içimize aldığımız ilişkilerden örülür. Psikanalizde "nesne" kulağa soğuk gelse de anlamı yalındır: başka bir insanın zihnimizdeki resmi. Kernberg'e göre kişiliğin en küçük yapı taşı üç parçadan oluşur:
- kendimize dair bir imge (kendilik temsili)
- başka birine dair bir imge (nesne temsili)
- bu ikisini birbirine bağlayan duygu (duygulanım)
Örneğin küçük ve çaresiz bir "ben", soğuk ve vermeyen bir "öteki"ye korku ya da öfkeyle bağlanabilir. Doymuş, rahatlamış bir "ben" ise şefkatli bir "öteki"ye hazla bağlanır. Kernberg zamanla bu duyguları, iki temel dürtünün, yani sevginin (libido) ve saldırganlığın yavaş yavaş şekillendiği ham malzeme olarak görmeye başladı.
Kişiliğin üç düzeyi
Kernberg'in en bilinen klinik fikri, kişilik örgütlenmesi modelidir. Bu modeli ilk kez "Borderline personality organization" (1967) makalesinde ortaya koydu, sonra Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm (1975) kitabında geliştirdi. İnsanları yalnızca belirtilerine göre sınıflandırmak yerine üç kişilik düzeyi tanımladı. Bu düzeyleri birbirinden ayıran üç soru vardır:
- Kimlik bütünlüğü. Kişinin kendine ve hayatındaki önemli insanlara dair oturmuş bir algısı var mı? Yoksa bu algılar çelişkili ve sürekli değişen, Kernberg'in deyişiyle kimlik dağınıklığı içinde mi?
- Savunmalar. Savunmalar, bizi acı veren duygulardan koruyan bilinçdışı yollardır. Kişinin savunmaları ağırlıkla bastırmaya mı (istenmeyen düşünceleri farkındalığın dışına itmek) dayanıyor? Yoksa bölme, yansıtmalı özdeşim, ilkel idealleştirme, değersizleştirme, inkâr ve her şeye gücü yettiğini hissederek karşısındakini kontrol etme gibi daha ilkel mekanizmalara mı?
- Gerçeği değerlendirme. Kişi kendini başkalarından, iç dünyasını da dış dünyadan ayırabiliyor mu?
Nevrotik düzeyde kimlik bütünleşmiştir, savunmalar daha olgundur, gerçekle bağ sağlamdır. Çatışmalar acı verir ama sağlam bir kişiliğin içinde yaşanır. Sınır düzeyde gerçeği değerlendirme genellikle yerindedir, ama kimlik dağınıktır ve ilkel savunmalar ağır basar. Psikotik düzeyde ise gerçeği değerlendirme yetisinin kendisi kaybolur. Kernberg sonradan bu modele başka boyutlar da ekledi: ilişkilerin niteliği, ahlaki işleyiş ve saldırganlık.
Bölme: bir gün melek, ertesi gün şeytan
Kernberg'e göre sınır kişilik örgütlenmesinin merkezinde bölme (splitting) vardır. Bölme, insanlara dair sevgi dolu, idealleştirilmiş imgeleri nefret dolu, tehditkâr imgelerden ayrı tutmaktır. Klein'ın diliyle söylersek bu, paranoid-şizoid konumdan depresif konuma geçişin yarım kalması demektir; yani insanları ya tamamen iyi ya tamamen kötü görmekten, onları iyisiyle kötüsüyle bütün olarak görebilmeye geçilememiştir.
Bölme, iyi imgeleri yoğun öfkeden korur. Ama bunun bir bedeli vardır: Ne kişi kendini ne de başkalarını bütün ve sürekli biri olarak yaşayabilir. Sevgili bir hafta kusursuz, ertesi hafta küçümsenecek biri gibi görünür. Yeni tanışılan biri "Hayatımda bu kadar anlayışlı birini görmedim" diye anlatılır; unutulan tek bir telefonun ardından ise "Meğer baştan beri soğuk ve bencilmiş" olur.
Kalıcı bir aşk, zaman zaman bizi hayal kırıklığına uğratan birini sevmeye devam edebilmeyi, ruh hâlimiz değişse de kendimiz olarak kalabilmeyi gerektirir. Kimlik dağınıklığı ve bölme tam da bunu zorlaştırır. Bu yüzden Kernberg'in kişilik düzeyleri aynı zamanda farklı sevme kapasitelerini de anlatır. Kernberg bu konuyu 1974'te yayımlanan iki makalesinde işledi: "Barriers to falling and remaining in love" (Âşık olmanın ve âşık kalmanın önündeki engeller) ve "Mature love: prerequisites and characteristics" (Olgun aşk: önkoşulları ve özellikleri). İki makale de sonradan Aşk İlişkileri'nin parçası oldu.
Olgun aşk nelerden oluşur?
Kernberg'in Aşk İlişkileri'ndeki ana fikri şudur: Olgun cinsel aşk birkaç parçayı bir araya getirir. Bu parçaların her biri ayrı gelişir ve her biri ayrı ayrı aksayabilir:
- Cinsel uyarılma ve erotik arzu. Cinsel uyarılmanın kökleri bebeklikteki bedensel deneyimlere uzanır. Erotik arzu bu uyarılmayı belirli bir kişiye duyulan özleme dönüştürür. Bu özlem, o kişinin hem bedeniyle hem iç dünyasıyla birleşme hayalleriyle iç içedir.
- Şefkat. Şefkat, sevgi ve öfkeyi aynı anda taşıyabilmekten doğar. Sevgi nefrete ağır basar ve karışık duygulara (ambivalans) dayanılabilir. Bu, Klein'ın depresif konumla ilişkilendirdiği, karşımızdakini dert edinme ve önemseme kapasitesine karşılık gelir.
- Özdeşim ve önemseme. Karşımızdakinin cinsel deneyimi de dahil, onunla derin bir özdeşim kurmak, onu kendimizden ayrı bir insan olarak dert edinmek.
- Olgun idealleştirme. Bölmedeki "ya hep ya hiç" idealleştirmeden farklıdır. Burada bütün bir insan olarak görülen partner idealleştirilir; gerçek nitelikleri ve temsil ettiği ortak idealler için değer görür.
- Bağlılık. Aşk, partnere ve birlikte kurulan hayata bağlılıkla birleşir. Bu bağlılığı kişinin vicdanı (süperego) ve idealleri (ego ideali) destekler.
- Tutku. Kernberg'e göre tutku, kendi sınırlarımızı hem bedensel hem ruhsal olarak aşmaktır. Karşımızdakiyle bir olma hissi, ayrı biri olduğumuz duygusunu yitirmeden yaşanır.
Bu noktada Kernberg, Freud'un 1912'deki gözlemiyle buluşur: Pek çok insan aynı kişiye hem şefkat hem arzu duymakta zorlanır. "Onu çok seviyorum ama aramızda o çekim yok" ya da tersi, "Ona deli gibi çekiliyorum ama ona şefkat duyamıyorum" sözleri bunun gündelik hâlidir. Kernberg bu sorunu daha geniş bir gelişim çerçevesine yerleştirdi. Şefkatle erotizmi bir araya getirebilmek; kendimize ve başkalarına dair iyi bütünleşmiş iç imgelere, oturmuş bir kimliğe ve oidipal yasakların yeterince çözülmüş olmasına bağlıdır. Oidipal yasaklar, erken çocuklukta arzunun çevresine örülen kurallar ve suçluluk duygusudur.
Çiftin ortak idealleri ve ortak vicdanı
Kernberg çifti de kendi başına bir varlık olarak gördü. Her iki partnerin bilinçdışı ilişki kurma kalıpları ilişkinin içinde canlanır. Böylece çift, iki iç dünyanın karışımını birlikte sahneye koyar.
Zamanla çiftin ortak idealleri ve ortak bir vicdanı da oluşur. Bu ortak vicdan ilişkiyi destekleyebilir ya da ona karşı dönebilir. Ortak vicdanı görece yumuşak olan bir çift çatışmaya dayanabilir. Ortak vicdanı sert ve cezalandırıcı olan bir çiftte ise suçluluk, ahlaki yargılar ve karşılıklı suçlamalar ortak hayatı ele geçirebilir. Gündelik dille söylersek fark şudur: Bir çift tartışır ve toparlanır; diğerinde her anlaşmazlık bir mahkemeye dönüşür.
Saldırganlık da aşkın bir parçası
Aşk üzerine yazan pek çok kişinin aksine Kernberg, saldırganlığın aşkın yalnızca düşmanı olmadığını, onun bir parçası da olduğunu ısrarla söyledi. Hafif bir saldırganlık erotik arzunun içinde zaten vardır: içine girme ve içine girilme, sahip olma ve sahip olunma isteğinde, bedensel sınırları oyun içinde aşmakta. Kernberg, çocukluktan gelen çeşitli cinsel fanteziler de dahil, bu tür öğeleri sevgi dolu bir ilişkiye katabilmeyi bir bozukluk değil, olgunluk işareti olarak gördü.
Öte yandan haset, içerleme ve düşmanca iç kalıplar bir ilişkiyi zamanla aşındırabilir. İncitme ve incinme üzerine kurulu sadomazoşist kalıplar ilişkiye hâkim olabilir. Önemli olan saldırganlığın hiç olmaması değil, sevginin onu taşıyabilecek kadar güçlü olmasıdır.
Çift ve dış dünya
Kernberg çift ile çevresindeki topluluk arasında da bir gerilim gördü. Çift kendi sınırlarını, mahrem dünyasını ve cinsel hayatını korur. Topluluklar ise çiftlere karşı karışık duygular besler: Destek olurlar, ama bu desteğe haset, merak ve cinselliği geleneksel ahlakla düzenleme isteği de karışır. Bu tablo, dışarıda bırakılan "üçüncü kişi"nin olduğu oidipal durumu hatırlatır. Kernberg'e göre sınırlarını koruyup dış dünyayla bağını da koparmayan bir çift, hem yakınlığı hem de tutkuyu daha kolay canlı tutar.
Narsisizm: aşk neden kalıcı olamaz?
Kernberg'in 1970 civarındaki makaleleri ve Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm (1975) kitabındaki narsisizm çalışmaları, kişiliğin aşkı nasıl sınırlayabileceğini en açık biçimde gösterir. Kernberg narsisistik kişiliği, patolojik büyüklenmeci kendilik denen bir yapının çevresinde örgütlenmiş olarak tanımladı. Bu savunma yapısında kişinin gerçek hâli, olmak istediği ideal hâli ve hayalindeki ideal öteki birbirine kaynaşır. Bu yapı kişiyi haset, başkasına muhtaç olma ve öfke duygularından korur. Ama bedeli ağırdır: Başkaları çoğunlukla ya bir hayranlık kaynağı ya da bir tehdit olarak yaşanır.
Kernberg'e göre ağır narsisistik sorunları olan kişiler çoğu zaman cinsel uyarılma yaşayabilir ve ilişkinin başında yoğun bir idealleştirmeye kapılabilir. Ama aşkı sürdüremezler. Partnerin ayrı bir insan olması, kendi ihtiyaçlarının olması ve ondan bağımsız bir değer taşıması haset ve değersizleştirme uyandırır. Kernberg en ağır durumlarda cinsel hayatın şefkatten kopuk, gelip geçici ilişkilerden ibaret kalabileceğini öne sürdü.
Sınır örgütlenmede aşk, ilkel bir idealleştirme ve yapışan, bırakamayan bir bağımlılık biçimini alabilir; bu bağımlılık bir anda nefrete dönebilir. Nevrotik örgütlenmede ise sevme ve bağlanma kapasitesi genellikle yerindedir, ama cinsel ketlenme ya da oidipal suçluluk araya girebilir.
Kernberg'in narsisizme bakışı, Heinz Kohut'la ünlü bir tartışmaya yol açtı. Kohut Kendiliğin Analizi (1971) adlı kitabında patolojik narsisizmi normal gelişimin bir noktada takılıp kalması olarak gördü. Ona göre terapist, hastanın hayranlık görme (aynalanma) ve birine hayranlık duyma (idealleştirme) ihtiyacına empatiyle eşlik etmeliydi. Kernberg ise narsisizmi kökleri saldırganlık ve hasette olan bir savunma yapısı olarak gördü. Ona göre bu yapının, özellikle terapistle ilişkide ortaya çıktığı hâliyle, yorumlanması gerekiyordu.

Aktarım Odaklı Psikoterapi
Kernberg bu fikirlerden yola çıkarak John Clarkin, Frank Yeomans ve diğer meslektaşlarıyla birlikte Aktarım Odaklı Psikoterapi'yi (TFP) geliştirdi. TFP, sınır kişilik bozukluğu ve benzer güçlükler için tasarlanmış, bir el kitabına dayanan, yapılandırılmış bir psikodinamik tedavidir. Aktarım, geçmiş ilişkilerden gelen kalıpların terapistle kurulan ilişkide yeniden yaşanmasıdır.
Önce çerçeveyi belirleyen bir tedavi sözleşmesi yapılır. Ardından terapist, terapi ilişkisinde canlanan başlıca "ben ve öteki" kalıplarını belirler. Danışanın, kendisinin birbirinden kopuk duran parçalarını tanımasına ve bunları bir araya getirmesine yardım eder.
Amaç yalnızca belirtileri azaltmak değil, kişiliğin yapısını daha bütünlüklü bir kimliğe ve daha istikrarlı ilişkilere doğru değiştirmektir. Aşk açısından bu, "ya tamamen iyi ya tamamen kötü" görmekten daha dengeli, gerçekçi ve kalıcı bir bağa geçmek demektir. TFP randomize kontrollü çalışmalarda sınanmıştır:
- Clarkin ve arkadaşlarının (2007) çalışmasında hastalar TFP, diyalektik davranış terapisi ve destekleyici psikoterapiyle benzer ölçüde iyileşti; ancak TFP daha geniş bir sonuç yelpazesinde değişimle ilişkili bulundu.
- Doering ve arkadaşlarının (2010) çalışmasında TFP, toplum içinde çalışan deneyimli psikoterapistlerin uyguladığı tedaviden birkaç ölçütte daha etkili çıktı.
Kanıtlar umut verici, ama henüz sınırlı.
Kernberg'in fikirleri terapide neden önemli?
Kernberg'in modeli, ilişki sorunlarının yalnızca iletişimden ya da koşullardan kaynaklanmadığını; kişiliğin derindeki örgütlenmesini de yansıtabileceğini düşündürür. Uygulamada bunun birkaç karşılığı vardır:
- Değerlendirme. Yakınlıkla ilgili nevrotik bir çatışmayı, aşkı sürdürmeyi zorlaştıran sınır ya da narsisistik bir güçlükten ayırt etmek, nasıl bir çalışmanın işe yarayacağını netleştirir.
- İdealleştirme ve değersizleştirme. Önce göklere çıkarıp sonra hayal kırıklığı, küçümseme ya da ani ayrılıkla biten döngüler, "doğru kişiyi henüz bulamadım" diye değil, bölmenin bir ifadesi olarak anlaşılabilir.
- Bir sistem olarak çift. Çift terapisinde, ortak vicdan fikri ve partnerlerin iç kalıplarını ilişkide sahneye koyması, çiftlerin neden ikisinin de bilerek seçmediği aynı kavgalara tekrar tekrar düştüğünü açıklamaya yardım eder.
- Terapi ilişkisi. Aşk ilişkilerini bozan kalıplar terapistle ilişkide de ortaya çıkar. Orada, tam yaşandıkları anda üzerine konuşulabilir.
Kernberg'in fikirlerinin anlamlandırmaya yardım edebileceği örüntülerden bazıları:
- Birine yoğun biçimde âşık olup sonra birdenbire onu değersiz görmeye başlamak
- Partnere arzu duyup pek şefkat hissetmemek ya da şefkat duyup pek arzu hissetmemek
- Partnerin hayranlığına ihtiyaç duyarken onun bağımsızlığını tehdit gibi yaşamak
- "Kim haklı, kim suçlu" üzerine sert ahlaki hükümlere dönüşen tartışmalar
Eleştiriler ve sınırlılıklar
Kernberg'in çalışmaları farklı yönlerden eleştirildi:
- Kendilik psikolojisi. Kohut'u izleyenler, Kernberg'in saldırganlık ve hasede odaklanmasının narsisistik savunmaların altındaki gelişimsel eksikleri gözden kaçırabileceğini, yüzleştirici bir yaklaşımın da danışan tarafından yeni bir yara gibi yaşanabileceğini savundu.
- İlişkisel psikanaliz. İlişkisel psikanalistler, Kernberg'in ilişki sorunlarını iki kişinin arasında değil, her bireyin kendi zihninde aramasını sorguladı. Örneğin Stephen Mitchell Aşk Sürebilir mi? (2002) adlı kitabında, uzun ilişkilerde romantizmin ve tutkunun nasıl canlı kaldığına ya da nasıl söndüğüne dair farklı bir bakış önerdi.
- Kültürel varsayımlar. Kernberg'in "normal" cinsel aşk tarifinin, özellikle cinsiyetler arası farklar konusunda ve heteroseksüel, tek eşli çifti olgunluğun ölçüsü sayması bakımından, kendi döneminin varsayımlarını yansıttığı söylendi.
- Karmaşıklık. Kuramı karmaşık ve sınanması zor bulundu; "sınır örgütlenme" gibi kategorilerin fazla katı biçimde uygulanma tehlikesine de dikkat çekildi.
Sonuç
Kernberg'in katkısını öne çıkaran şey, sistemli oluşudur. Sevebilmenin bütünlüklü bir kimliğe, karışık duygulara dayanabilmeye ve saldırganlığı taşıyabilmeye bağlı olduğunu gösterdi. Olgun cinsel aşkı şefkatin, erotik arzunun, idealleştirmenin ve bağlılığın buluştuğu bir bütün olarak tarif etti. Narsisistik ve sınır örgütlenmede olduğu gibi bu kapasiteler zayıf kaldığında aşk, idealleştirme ile değersizleştirme arasında gidip gelir. Kuramı, Klein'ın sevgi ve nefret anlayışını genişletir; Jessica Benjamin'in karşılıklı tanınmayı öne çıkaran, iki öznenin arasına bakan yaklaşımıyla ise karşıtlık içindedir.
İlişkileriniz tekrar tekrar aynı acı veren yoldan gidiyorsa, önce idealleştirme, sonra hayal kırıklığı ya da mesafe geliyorsa, psikodinamik psikoterapi bu örüntüleri anlamak ve zamanla değiştirmek için bir alan sunabilir. Türkçe ve İngilizce çevrim içi seanslar için buradan randevu alabilirsiniz.
Kaynakça
- Clarkin, J. F., Levy, K. N., Lenzenweger, M. F., & Kernberg, O. F. (2007). Evaluating three treatments for borderline personality disorder: A multiwave study. American Journal of Psychiatry, 164(6), 922–928.
- Clarkin, J. F., Yeomans, F. E., & Kernberg, O. F. (2006). Psychotherapy for Borderline Personality: Focusing on Object Relations. American Psychiatric Publishing.
- Doering, S., Hörz, S., Rentrop, M., Fischer-Kern, M., Schuster, P., Benecke, C., Buchheim, A., Martius, P., & Buchheim, P. (2010). Transference-focused psychotherapy v. treatment by community psychotherapists for borderline personality disorder: Randomised controlled trial. British Journal of Psychiatry, 196(5), 389–395.
- Freud, S. (1912). On the universal tendency to debasement in the sphere of love. Standard Edition, 11.
- Jacobson, E. (1964). The Self and the Object World. International Universities Press.
- Kernberg, O. F. (1967). Borderline personality organization. Journal of the American Psychoanalytic Association, 15, 641–685.
- Kernberg, O. F. (1974). Barriers to falling and remaining in love. Journal of the American Psychoanalytic Association, 22.
- Kernberg, O. F. (1974). Mature love: Prerequisites and characteristics. Journal of the American Psychoanalytic Association, 22.
- Kernberg, O. F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. Jason Aronson.
- Kernberg, O. F. (1976). Object Relations Theory and Clinical Psychoanalysis. Jason Aronson.
- Kernberg, O. F. (1984). Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. Yale University Press.
- Kernberg, O. F. (1995). Love Relations: Normality and Pathology. Yale University Press.
- Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. International Universities Press.
- Mitchell, S. A. (2002). Can Love Last? The Fate of Romance over Time. W. W. Norton.
- Yeomans, F. E., Clarkin, J. F., & Kernberg, O. F. (2015). Transference-Focused Psychotherapy for Borderline Personality Disorder: A Clinical Guide. American Psychiatric Publishing.